Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
--
BIST 93.003
DOLAR 4,8200
EURO 5,6130
ALTIN 188,80
maltepe escort side escort konya escort tuzla escort kartal escort maltepe escort kartal escort porno izle alanya escort tuzla escort pendik escort http://www.gncsesli.com http://www.paligny.com

EV DEKORASYON ADMİNİNİN EVİ:533 defa okundu

kategorisinde, 12 Kas 2017 - 21:30 tarihinde yayınlandı
EV DEKORASYON ADMİNİNİN EVİ:

EV DEKORASYON ADMİNİNİN EVİ:
Bir takipçimizin  evinin fotoğraflarını sizlerle paylaştık ve gerçekten çok talihsiz yorumlarla karşılaştık.

Bilgisayar sorunum nedeniyle zamanında müdahale edemedim ve muhtemelen ev sahibinin gönlünün kırılmasına mani olamadım.

Burası benim evim. Neredeyse 70 yıllık. Merdivenlerimiz yosun tutmuş mesela. Eşyalarımız eski.

Ama ben eminim ki, bizim evimizde nice saray yavrularından daha fazla huzur var. Sosyal medyada yüzünüze maske takıp kalp kırabilirsiniz. Ama aldığınız hak yine kul hakkıdır. Buyrum bu da benim evim… ADMİN

Aslında evimizdeki  huzuru neden kaybettik..

Birincisi bunların bir rutin halini alması; giderek keyfi, huzuru, mutluluğu evin dışında arama alışkanlığının yaygınlaşmasıdır.

İkinci önemli sorun ise arkadaşa, dosta, akrabaya, komşuya ve yolcuya evlerimizin kapılarının kapatılmasıdır.

Oysa misafirperverlik Anadolu’nun ve Türk insanının en önemli geleneklerinden biriydi. Bir misafir geldiğinde ev halkı onu sevinçle karşılar ve ikramların en güzelini yapardı. “Misafir on kısmetle gelir, birini yer dokuzunu bırakır gider.” inancıyla sormadan önüne sofra konurdu.

Çocukluğumuz  köydeki üç odalı evimizde ağırlanan ve hatta yatılı misafir edilen insanların arasında geçti. O yılların ulaşım koşulları ve evimizin yayla yolu üzerinde olması da göz önüne alındığında misafir yoğunluğu tahmin edilebilir. Daha sonraları, evimize bir sebeple yemek vakti dışında uğrayanlar olduğunda, annem gelinlerine “Kızım, bir yumurta kırıp misafirin önüne sofra koy.” derdi. Şimdilerde annemin sofra kuracak gelini de kalmadı, kendi sofra kuracak hali de.

Akşam oturmaları, misafir ağırlama ve konukseverlik giderek unutuluyor. Gayet lüks mobilyalar ile döşenmiş salonlarımız, oturma odalarımız arkadaşla, dostla, akrabayla, komşuyla oturmalara hasret. Tıka basa mutfak eşyalarıyla doldurulmuş mutfaklarımız arkadaşla, dostla, akrabayla, komşuyla yiyip içmelere hasret.

Evinin kapılarını arkadaşa, dosta, akrabaya, komşuya kapatmak için herkesin gerekçeleri var. İhtiyaç duyduğumuz her şeyin yedekleriyle var olduğu evlerimizde, Aile Terapisti Nazlı Özburun’un ifadesiyle, artık “insan sıcaklığı” yok.

“İnsan sıcaklığı”nı evin dışında arar olduk. Bulsak da bize faydası yok. Çünkü daha eve gelinceye kadar soğuyuveriyor. Satın alınabilir olsa onu da alıp salonun bir köşesine koyacağız ama bir tek o satılmıyor.

              Çare; arkadaşa, dosta, komşuya, akrabaya hatta evimizin kapılarını açmak. Çünkü arkadaşa, dosta, komşuya, akrabaya, yolcuya kapıları açmak; berekete, keyfe, huzura, mutluluğa kapıları açmaktır.

Kafelerin, kahvaltı mekanlarının, restoranların masalarında bulduğumuz keyif, huzur, mutluluk oralarda kalıyor. Doğru olan; evlerimizde çay-kahve yudumlayarak ve aynı sofrayı paylaşarak kurduğumuz arkadaşlıkları ve dostlukları sosyal ortamlara da taşıyabilmek…

Unutmayalım ki, dışarıda yaptığımız kahvaltıların ve yediğimiz yemeklerin fotoğraflarını paylaşmak, evimizde soframızı paylaşmanın mutluluğunu vermiyor. Dışta yaptıklarımız, içte bir etki oluşturmuyor.

Gönlümüzü açtıklarımıza, soframızı da açalım.